
Kdz.Ereğli’nin Tarihçesi
EREĞLİ ADININ KAYNAĞI : Karadeniz Ereğli’nin tarihte bilinen en eski adı Mariandynia’dır. Mariandynia ülkesi anlamına gelmektedir. Mariandyn’ler Trak soyundandırlar. İ.Ö: 2000 yıllarında bu bölgeye gelerek kenti kurmuşlar, burasını yurt edinmişlerdir. İ.Ö. 560’da Megar’ların Mariandy’ler ülkesine yerleşip kenti bir Yunan kolonisi haline getirmelerinden sonra kentin adı Heraklea Pontika olur. Bir Yunan yarı tanrısı olan Herakles’e ithafen kente bu ad verilmiştir. Pontus bölgesindeki Heraklea anlamındadır. Mitolojiye göre, Herakles kenti Bitinya baskınından kurtarmış, Cehennemağzı Mağarası’ndan Hades’i yer altı ülkesine inmiş. Cehennem Köpeği Kerberos’u yakalamıştır. Hearakles Mariandynia’ya Argonot seferleriyle gelmiştir. Heraklea adı zamanla değişerek Ereğli olmuştur. Ülkemizdeki diğer Ereğliler de Herakles’e ithaf edilen başka Heraklea kentleridir. Heraklea Printhus Marmara Ereğli, Heraklea Cibistra Konya Ereğli’dir. İlginçtir. Heraklea adlarının hepside zamanla Ereğli’ye dönüşmüştür.
Kente Romalılar zamanında, Hıristiyanlığın serbest oluşundan sonra bir metropolit atanmış,kent de bir süre Metropolis olarak anılmıştır. Arapların Irakliye dediği kentin, Eribolum, İribolum adlarını aldığı da görülür. Katip Çelebi’nin Cihannüma’sında kentin Benderereğli, bazı kaynaklarda da Punderekli olarak bahsedilmektedir. Bender, limanı işlek ticaret iskelesi, ticaret yeri anlamına gelmektedir.
TARİH : Karadeniz Ereğli, Karadeniz’in nadir doğal limanlarından birine sahip ve doğal güzellikleriyle çok eski tarihlerden beri önemli bir yerleşme yeri olması sebebiyle pek çok tarihi olaya da sahne olmuştur. İ.Ö.2000 yıllarında Mariandy’ler Trak kabilelerinden ayrılarak Ereğli bölgesine yerleşmişler ve burayı yurt edinmişler. Komşuları Britanya’ın Mariandynia’yı ele geçirmek için yaptıkları mücadeleler uzun yıllar sürmüş, ülkeyi zayıflatmış, çökmesine sebep olmuşlardır. Mariandyn’ler bölgede ilk üzümü yetiştirmiş, meyveciliğe ve dokumacılığa önem vermişlerdir. İ.Ö. 500-600 yıllarında Yunanistan’ın Bizans üzerinden geçerek gelen Megarlar ve Beotyalılar Mariandynia’nın adı da bu dönemde Heraklea Pontika adını alır. Denizcilikleriyle ünlü Megarlar zamanında, deniz ticaretinin öneminin artmasıyla kent çok büyük gelişme gösterdi. Eski mendireğin de yapılmasıyla genişleyen liman imkanları Heraklea’nın çok zengin bir kent olmasını sağladı. Heraklea’lılar bundan sonra topraklarını genişletmeye çalıştılar.
Söylenenlere göre, Ereğli adı kurtarıcısı olan Herakles’ten gelmektedir. Tarihi metinlerde Yunanlılar’ın Kolkida’ya Karadeniz kıyılarından ticaret yapmak, koloni kurmak amacıyla yaptıkları Argonot seferlerine katılan kahraman Herakles’in Mariandynia’yı Bitinya baskısından kurtardığı ve kente adı verildiği yazmaktadır. Ayrıca mitolojiye göre bu seferler sırasında Herakles, Hades’in yeraltı ülkesine, muhtemelen Apollo’nun Kehanetgah Mağarası’na (Cehennem yada Cehennemağzı Mağarası) inerek orada bağlı olan Theseus’u kurtarmış, Cehennem Köpeği Kerberos’u yakalayarak Eurystheus’a götürmüştür.
Dünyada Herakles’e ithaf edilen saptanmış 48 kent vardır. Bunların belli başlıları şöyle sıralanabilir: İtalya’nın Tarentum Körfezi’nde Heraklea Minua, Milet’in 10 mil doğusundaki Heraklea Latmia (Latmos:Beşparmak Dağları), Konya’daki Heraklea Cibistra (Konya Ereğli), Yunanistan’ın Termofylae’de Heraklea Trakinya, Yugoslavya Bitola’sında Heraklea Lyncestis, Noksos ve İos adaları arasındaki İraklia Adası, Heraklea Printus (Marmara Ereğlisi) Ksenophon’un on binlerin dönüşü diye bilinen Anabasis kitabında, geçtikleri yerlerden biri olan Heraklea Pontika (Karadeniz Ereğli)’den ve o dönemdeki (İ.Ö. 402) Halinde şöyle söz ediyor: ‘Paralı askerler dönüşte Trabzon’dan yola çıkıyorlar. Bütün bunlardan dolayı karadan gitmeyi zor değil hatta imkansız buluyorum. Eğer gemi ile giderseniz buradan Sinope (Sinop)’ye Sinope’den Heraklea’ya varırsınız. Ondan sonraki deniz yolculuğumuzun hiçbir güçlüğü yoktur. Çünkü Heraklea’da çok gemi vardır.’
Ertesi gün Hellen’ler gemi ile buradan yola çıktılar ve uygun bir rüzgarda iki gün kara boyunca ilerlediler. Bu yolculuk sırasında Argo’nun yanaşmış olduğu söylenen Lason İason Burnu’nu ve aşağıda yazılı ırmakların ağızlarını gördüler:
Önce Thermodon’un, sonra İris’in, ondan sonra Halys’in nihayet Harthenios’un. Bütün bunların önünden geçtikten sonra Heraklea’ya vardılar. Burası bir Hellen kenti ve Megara’nın Mariandyn’ler memleketindeki kolonisi idi.
Gemiler Akherusias Burnu’nun önüne demirlerdi. Herakles burada Cehennem Köpeği Kerboros’u yakalamaya inmiş. Bunun kanıtı olarak iki stdadionda fazla derinlikte bir mağara gösterdiler. Burada Heraklealılar, Hellen’lere dostluk hediyesi olarak üç bin kilo arpa, iki bin ölçek şarap, yirmi öküz ve yüz koyun gönderdiler. Bu memlekette ova içinden Lykos adında bir ırmak akar. Askerler bir araya gelerek Pontos’tan öteye yolculuğu karadan mı, yoksa denizden mi yapmanın uygun olacağını danıştılar. Bu arada Akhaia’lı Lykon ayağa kalktı ve dedi ki: “Arkadaşlar, Komutanların bizim için erzak parası sağlamaya çalışmalarına ne kadar şaşsam yeridir. Çünkü gönderilen dostluk hediyeleri nihayet üç gün idare eder. Buralarda yolculuğumuz için yiyecek tedarik edeceğimiz bir yer de yok. Bana kalırsa Heraklılar’dan üç bin kyzikos altında aşağı olmamak üzere para istemeliyiz.” Bir başkası da: “Hayır” dedi. “Bir aylık olarak on bin Kyzikos altını istemek lazımdır. Şimdi böyle toplu halde iken hemen elçiler seçip şehre göndermeliyiz ve cevaba göre tedbir almalıyız.” Bunun üzerine önce başkomutan olduğu için Kheirisophos’u seçtiler. Bazıları da Ksenophon’u ileri sürdüler. Fakat onlar bu teklifi kesin olarak reddettiler. Çünkü her ikisi de dost bir Helen şehrini gönül rızasıyla vermedikleri bir şey için zorlamanın doğru olmadığını görünce askerler, Akhaialı Lykon, Parrasialı Kallimakhos ve Stymphaloslu Agasias’ı seçtiler. Bunlar gidip bu kararı tebliğ ettiler. Hatta söylendiğine göre, Lykon tehditte bile bulunmuş. Heraklealılar bu haberi alınca işi düşünecekleri karşılığını verdiler ve hemen etraftaki bütün mallarını şehre soktular, pazarı da şehre aldılar. Kapıları kapandı, surların üzerinde silahlı adamlar göründü.
Altın postu arayan Argonatlar’ın Yason seferi diye bilinen kara deniz yolculuğunda Heraklea’ya gelişlerini Rodoslu Apollonius şöyle yazıyor: “Dimdik kayıklarıyla bu yüksek burun Bithynian Denizi’ne bakar. İşte sarkık ağaçları ve taşlarıyla Cehennem Mağarası. Derinliklerinden soğuk, buz gibi bir esinti gelir. Bu esinti değdiği her şeyi pırıl pırıl bir zarla kaplar. Bu parlaklık gün ortası güneşinde erir. Bu asık suratlı deniz, Cehennem Mağarası’nın rüzgarının uçurduğu yapraklarla sonsuza değin çalkalanır durur. Burası aynı zamanda Acheron Nehri’nin ağzıdır. Argonautlar gemilerini aynı yere bıraktılar, rüzgar kesildikten kısa bir süre sonra gemiyi Acherusian Burnu’ndan kumsaldaki sığınağa çektiler.” Yin Apolloinus’tan öğrendiğimize göre, Yason ve Argonotlar Kralı Lycus tarafından çok iyi karşılandı. Argonotlar’dan Pollux, Mariandynialılar’ın sınır savaşı yaptıkları can düşmanları Beryceslerin Kralı Amycus’u öldürmüştü. Lycus Pollux ve Argonotlar onuruna sarayında bir tören düzenledi. Acherusian Burnu (Baba Burnu) üzerine, onların onuruna, bütün denizcilere işaret verecek bir anıt-fener yaptıracağına söz verdi. Oğlu Dascylus’u, Karadeniz kıyısı boyunca dostça karşılanmaları için rehber olarak yanlarına verdi.
Argonotlar’dan Idmon’un yola çıkmadan önce baktırdığı falında yolculuktan sağ dönmeyeceği çıktı. Şafakta Kralın verdiği hediyelerle tekneleri Argo’ya dönerlerken, nehir sazlıklarında uyuyan bir yaban domuzu ürküttüler. Domuz Idmon’u yaraladıktan sonra öldürülebildi. Idmon da aldığı ağır yaralar sonucu teknede arkadaşlarının kolları arasında öldü. Argonotlar yola çıkmayarak üç gün yas tuttular. Dördüncü gün onu Acherusian Burnu’nun tepesine gömdüler. Mezarını tümsekleştirip anısına, mezarın üstüne bir de zeytin ağacı diktiler. Bu gecikme sırasında, dümenci Tiphys, muhtemelen nehrin bataklıklarından aldığı bir hastalıktan kısa sürede öldü. Onu da aynı burunda arkadaşına yakın bir yere gömdüler. Bugün askeri bölge içinde kalan bir yerde, bu mezarlar olması muhtemel, bir höyük üzerinde bulunan kulenin kaidesi vardır. koruma altındadır. Bilimsel olarak incelenmesi gerekmektedir.
Argonotlar 12 günlük bir üzücü gecikmeden sonra, morali bozulan Yanos’un yerine Ahcaeus’un dümene geçip arkadaşlarını yüreklendirmesiyle yollarına devam ederler.
Heraklealılar uzun yıllar savaştıkları komşu Bitinyalılar’la birlikte Büyük İskender’in üstünlüğünü kabul ettiler. Büyük İskender zamanında da Bitinyalılar’la savaşları sürdü. Bu savaşlarda İskenderin komutanlarından yardım gördüler.
İskender’in ölümünden sonra da Heraklea gelişmiş Yunan kenti olarak kaldı.İskender ve devamcıları sırasında Bitinya ve Heraklea zayıf düştü. Anadolu birliği bozulmuş, Heraklea Pontus ya da Roma egemenliği tehdidinde kaldı. Mitridat, Bizans ve Kalkadon Cumhuriyetleriyle, ayrıca Pontus-Roma savaşında tarafsız kalacağını taahhüt eden Roma’yla anlaşmalar yaptı. Mitridat Anadolu’da önemli bir güç oldu. Heraklea’yı da aldı. Ancak Roma’ya yenilince Heraklea özgürlüğüne kavuştu. Bir süre sonra Mitridat tekrar bu şehirleri ele geçirince Romalı komutan Lokütüs Anadolu’ya yürüdü. Cotta’yı Mitridat’a yardım ettikleri gerekçesiyle Heraklea üzerine gönderdi. Cotta Heraklea’yı yerle bir etti. Megar döneminden eser bırakmadı. Agoradaki altın Herakles heykelini Roma’ya götürdü. Heraklea, Roma eyaleti olan Pontus’a katıldı. Galat Prensi Adyiratoriks’in yönetimine verildi. Bu şekilde Roma kolonisi olan Heraklea bu devirde yeniden imar edildi. Surlar yollar ve mabetler yapıldı. Heraklea Bitinya ile birlikte Hıristiyanlığın hızla yayıldığı yerlerden biri oldu Kapadokya gibi gizli Hıristiyan yerleşmelerinin ve kiliselerinin yeri oldu. Britanya Valisi Pilinus idamlara varan sert bir mücadele verdi ve yeni dinle Roma’nın 395’te ikiye ayrılmasıyla kent Bizans’a bağlandı.
Hıristiyanlığın Teodosyüs zamanında serbest olmasıyla Heraklea’ya bir metropolit atanmış bir süre Metropolis adıyla anılmıştır. Daha sonraları Araplar ve başka kavimlerce kuşatılıp tahrip edilen Heraklea kenti Kommenler zamanında Androkinos’ca feneri, surları tamir edildi birçok sanat eseri yapılarak yeniden mamur hale getirildi.
Ortaçağ ve Bizans dönemi boyunca Ceneviz Kolonisi olan Heraklea, önemli bir ticaret merkezi olması hinterlandıyla 14. y.y. başlarına kadar önemli bir Bizans kalesiydi. Malazgirt Savaşı’ndan sonraki 15 sene içinde Selçuklular’ın Anadolu’yu fethedişleri sırasında Ereğli’de muhtemelen Bitinya kentleriyle birlikte Selçuk hakimiyetine girdi. Kentin Orhan Bey zamanında Osmanlı hakimiyetine girdiği, rivayet olunur ve kentte de Orhan Bey adını taşıyan pek çok yer olmasına rağmen bunu kanıtlayacak yeterli tarihi belgeye rastlanılmamıştır. Belgeler daha çok kentin Yıldırım Beyazıt zamanında Osmanlı’lara katıldığını göstermektedir. Birinci Murat zamanında ve muhtemelen satın alınarak Osmanlı’lara katıldığı da kanıtlanamayan iddialardandır.
Ankara Savaşı sonrasında Süleyman Çelebi idaresinde kalan Ereğli fethi bile ahilerce Türkleştirilmesinin başlangıcı Orhan Bey zamanına rastlamaktadır. Ereğli’de türbesi olan Seyit Nasrullah Efendi, Ereğli’nin Türkleştirilmesi çalışmalarını yapan ahilerdendir. Türbesinin Orhan Bey tarafından yaptırıldığı kabul edilir. İki yüz yıl süren Türkleştirme çalışmalarından sonra Beyazıt zamanında çok sayıda Türk ailesinin buraya yerleştikleri biliniyor.
2.Mahmut devrinde de Ereğli’ye İstanbul’dan gelen bazı ailelerin yerleştiği belgelerde var. 19.y.y. sonlarına kadar ayanlıkla idare edilen Ereğli, Safranbolu Müslimliği ile Bartın, Devrek kendisine bağlanarak Müslimlik merkezi olmuştur. 1816’da kalyon yapımına başlanan Ereğli’de bundan sonra yöneticilere kalyon nazırı denilmiştir. 1839’da Safranbolu ve Devrek Ereğli’den ayrılmış, 1869’da Ereğli Kaymakamlık olmuştur. |